Cumartesi, Aralık 18, 2010

Slice of Life

İşaretlere inan derdi eskilerden biri. Kaderci biri değilim, tamamen her şeyi reddetmiş de değilim. Sadece üzerinde düşünmemeyi seçtim. Zorunda kalmadıkça evden dışarı adımını atmayan biri olarak evrenin benim hakkımda planları olduğuna inanmadım yine de.
Her gün sıradan bir gün olarak başlar, benim durumumda her gün sıradan bir gün olarak da biter. Yıllar önce açtığım bu sayfanın bu kadar boş olması da bu yüzdendir. Anlatacak bir şeyim yok benim. Anlatılacak hayatım yok benim. Bu küçük odanın içinde dünyalar kurar, dünyalar yıkarım. Sahip olmadığım iki çocuğumun hayat hikayesini anlatabilirim, ya da dünyanın bi ucuna yaptığım yolculuktan bahsedebilirim. Abartıp aya bile çıkabilirim bazen. Ama hergün sıradan bir gündür aslında.
O gün de sıradan bir gün olarak başlamıştı. Soğuğa rağmen yataktan çıkmayı başarabildim. Hastalığımı da bahane ederek 4 gündür bakkala bile çıkmamıştım. Bir süre pencereden dışarıyı gözledim. Kendim bile garipsedim ama dışarı çıkmak istedim. Yapılacakları birkaç saat erteleyebilirdim. Yağmura çıkıp yaşadığımı hissetmek istedim. Müziksiz olmazdı mp3 çalarımı aradım, bulamadım, vazgeçsem mi diye düşündüm. Kitapları karıştırırken eski bi kitabı gördüm. Tekrar okuyabilirdim, mp3 çaların aynı kitabın altında olduğunu gördüm, kendi kendime konuştum. Bunu çok yapıyordum. Müzik seçmedim,sürpriz olsun istedim, sürprizleri severdim. En azından unuttuğum bir şarkıyla kendime sürpriz yapabilirdim. Kitaba tekrar baktım, yürüyüşe onu da dahil edecektim.
Kapıdan dışarı adımımı attım, soğuktu, hala vazgeçebilirdim. Play tuşuna bastım, nasıl da unutmuştum, bu şarkının hakkını vermeliydim, yürümeliydim. Ne tarafa gideceğime karar veremedim, eskilerden bir replik hatırladım, gülümsedim. Kısa bir filmdeydim, seçim yapamamaktı yanlızlığımım sebebi.
Yürüdüm, şarkıyı başa aldım, üşüdüm, yürüdüm, şarkıyı başa aldım, üşüdüm, yürüdüm, şarkıyı başa aldım, üşüdüm... Arada bir düşündüm
Kitap dedim, onu da dahil etmeliydim, bankların hepsi boştu, hangisine oturacağıma karar veremedim. Ortaya oturamazdım, ortadaydı, en soldakinde karar kıldım. Nasıl da aramıştım bu kitabı zamanında, nasıl da unutmuştum, kendime kızdım. Bir süre etrafa bakındım, ferkettirmeden soğuktan büzülerek yürüyen insanları gözledim. Farkedecek halde de değillerdi zaten. Hevesle kitabın kapağını kaldırdım. Şarkıyı başa aldım, okudum, şarkıyı başa aldım, okudum...
Uzun bir süre sonra birinin yaklaştığını farkettim, kafamı kaldırıp bakmadım, okumaya devam ettim. Göz ucuyla yanımdaki banka oturduğunu gördüm. Kalkıp gitmeyi düşündüm, vazgeçtim, oturabilirdim, okuyabilirdim, kendi halimdeydim. Ama dikkatim dağılmıştı bi kere, kafamı kaldırıp bakamasam da göz ucuyla onun da bi süre etrafı gözledikten sonra çantasından bir kitap çıkardığını farkettim.
Yaklaşık bir saat olmuştu, kitabın ortasına bir yağmur damlası düştü, kaçıncı sayfada olduğuma baktım, ama kitabı kapattıktan 5 dakika sonra unutacaktım, bunun da farkındaydım, o yüzden parmağımı kitabın arasına koyup kapattım, kafamı kaldırıp acaba birkaç damla daha düşer mi diye baktım. Kitabı ıslatamazdım. Kalkıp gitmeye karar verdim. Kafamı çevirdim, kitabı gördüm, şaşırdım, Saçma bir şekilde evden çıkıp, şehrin saçma bir köşesinde William Faulkner okurken bir başkasının elinde aynı kitapla şehrin aynı saçma köşesine gelip , yanımdaki banka oturup "Döşeğimde Ölürken" i okuma olasılığını düşündüm. Olamazdı, çok düşük bir ihtimaldi. Sözkonusu kitaplar Da Vinci şifresi olsa anlardım, ya da ne bileyim, bir başka popüler kitap. Ama William Faulkner!!! Tüm bunları düşünürken onun da benim elimdeki kitaba baktığını farkettim. Aynı olasılığı onun da düşündüğüne emindim. Kafamı çevirdim, güldüm,
-Merhaba
-Merhaba...

Şarkıyı başa aldım...